Gelir dağılımı – Britanya da eski dönem de gelir dağılımı.

Son birkaç asırdır gelir dağılımı daha eşit olmaya başlamıştır. Günümüzde hükümetler gelir ve serveti fakirlere doğru yeniden dağıtmaktadır. Ancak her zaman böyle değildi. Feodal dönemlerde, krallar ve soylular ülke servetinin en büyük kısmını kendileri için ayırırlardı. Eşitsizliğin düzeyini göstermek amacıyla aşağıdaki tabloda belirli şahısların o zamanlar elde ettiği gelir 2003 rakamlarıyla gösterilmektedir.
Sonuç? İngiltere’de tüm zamanların en zengin kişisi, 1066′da Hastings Savaşı’nda savaşan ve bugünkü değeri 65 milyar pound olan bir araziyle ödüllendirilen bir Norman soylusuydu.Ancak Surrey Dükü Warenne’li William bu servetin tadını çıkaracak kadar yaşamadı.İki yıl sonra başka bir savaşta okla öldürüldü.

  • Warenne’il William, Surrey Dükü 65 Milyar Pound
  • Richard Fitzalan, Arundel Dükü 54 Milyar Pound
  • Robert , Mortain Kontu 52 Milyar Pound
  • Beyeux’lu WOdo, Kent Dükü 49 Milyar Pound
  • Gaunt’lu John, Lancaster Dükü 49 Milyar Pound
  • Edward, Kara Prens 32 Milyar Pound

Kaynak: Sunday Times,iktisat,

Politikanın anlamı ve nitelikleri.

Politikayı bilimsel bir inceleme konusu olarak ele almadan önce onun anlamı, amacı, özü ve nitelikleri, kısaca “ne olduğu” üzerinde durmak gerekir.

Politika nedir?

Bu soruya eski çağlardan bugüne kadar çeşitli cevaplar verilmiştir. Verilen cevaplar ve yapılan tanımlamalar bir tahlilden geçirildiğizaman, bunların başlıca iki değişik ve karşıt görüş etrafında toplandığı,daha doğrusu politikanın birbirinden farklı ve birbirine zıt iki ayrı yönünüyansıttığı görülür.
Bir görüşe ve anlayışa göre, politika toplumda yaşayan insanlar arasında bir çatışma bir mücadele ve kavgadır. İnsanlar yaratılışları,sosyal ve ekonomik durumları bakımından değişik fikirlere ve çıkarlara sahiptirler.Aralarında düşünce, çıkar ve psikolojik eğilim farklılıklarından doğan çatışma, politikanın temelini oluşturur. Bir bakıma çatışmanın asıl konusutoplumdaki değerlerin paylaşılmasıdır denebilir. Çatışmanın hedefi iseiktidarın ele geçirilmesidir.Toplumdaki çeşitli gruplar siyasal iktidarı elde etmek ve onu kullanmak suretiyle kendi görüşlerini ve çıkarlarını gerçekleştirmek amacını güderler.Şu halde hedef kısaca, iktidarın ele geçirilmesi ve onun sağladığı yararların (nimetlerin) paylaşılmasıdır. Politikanın sadece bu yönü üzerinde durulacak olursa onun belkide en iyi tanımının Amerikalı siyasal bilimci Harold Lasswell tarafından yapıldığı kabul edilebilir ve politika (Lasswell’in ünlü kitabının başlığında da açıklandığı gibi), Kimin, neyi, ne zaman, nasıl elde ettiğini“* belirleyen bir faliyet olarak nitelendirilebilir.(*LASSWELL, Harold D. Politics:Who gets what, when, how (New York, Meridian Books, 1968))
Fakat acaba politika sadece insanlar arasında bir çatışmadan ve iktidar kavgasından mı ibarettir? Bu konuda görüşlerini açıklayan düşünürlerin bir kısmı bunun böyle olmadığı kanısındalar.Karşıt temel görüşü temsil eden bu düşünürlere göre politikanın amacı herşeyden önce toplumda bütünlüğü sağlamak, özel çıkarlara karşı koyarak genel yararı ve insanların “ortak iyiliğini” gerçekleştirmektir.İdealist ve bir bakıma ütopik diyebileceğimiz bu ikinci anlayış tarzına bakılırsa, politika herkesin yararına olan bir toplum düzeni kurma çabasından başka birşey değildir.
Aslında biraz önce de belirttiğim gibi, bu iki karşı görüş yorumdan her biri gerçeklerin bir yönünü yansıtır.Burada Duverger‘ye katılarak diyebiliriz ki, politika gerçekte hem bir çatışma ve iktidar kavgasıdır, hem de – hiç değilse bile bir ölçüde- toplumun bütün üyelerinin yararına olabilecek bir düzen yaratma aracıdır.** Bunlardan yalnız birisi üzerinde duranlar, ellerindeki büyülteci politikanın yalnız bir yüzü üzerine tutmaktadırlar. Birinci görüş iktidarı “Post kapma” ve “Ganimet paylaşma çerçevesi içerisinde değerlendirirken her zaman için geçerli olmayan fazla karamsar bir genellemeye gitmektedir. Buna karşılık ikinci görüşün ise “olan”ı değil, daha çok “olması gereken”i belirtmekte olduğu ve bu yüzden gerçeği bütünüyle kapsamaktan uzak düştüğü söylenebilir.
Sosyal olaylar ve sosyal gerçekler genel olarak çok yönlü ve karmaşık bir nitelik taşırlar. Bu nitelikleri dolayısıyla basitleştirme ameliyelerine pek elverişli dolmadıkları gibi dar ve tek yönlü yorum kalıplarına da kolayca sığmazlar.Politika ve onun ana konusu olan iktidar olgusu da böyledir.Bunu olduğu gibi kavrayabilmek için, iyi veya kötü, faydalı veya zararlı gibi a priori değer yargılarını bir yana bırakarak olaylara mümkün olduğu kadar geniş bir görüş açısından bakmak gerekir.(Münci kapani-Politika bilimine giriş s. 19)
(**DUVERGER, Maurice, Soiilogie politique(Paris, Presses, Universitaires de France,1967)s. 29.)

İktisat nedir?

İktisat sizin bütün çevrenizdedir. Kıtlık sorunuyla nasıl başa çıkılacağı üzerinedir iktisat. Tamamen temiz hava ya da sürekli tatil gibi her istediğimize sahip olamayız. Tercihler yapmak zorundayız. İktisat, toplumun bu tercihleri nasıl yaptığının incelenmesidir. İktisat yalnızca gelirler, fiyatlar ve parayla ilgilenmez. Kimi zaman piyasaları kullanmak bir anlam ifade eder, kimi zaman da başka çözümlere ihtiyaç duyarız. İktisadi analizler, ne zaman işleri piyasaya bırakacağımıza ve ne zaman piyasaya müdehale edeceğimize karar vermemize yardımcı olur.
Her insan topluluğu varlığını sürdürebilmek için günlük hayatın üç temel sorununu çözmek zorundadır; Hangi mal ve hizmetler üretilecek, nasıl üretilecek ve kim için üretilecek.
Mallar , çelik veya çilek gibi fiziksel eşyalardır.Hizmetler, masaj, canlı tiyatro gösterisi gibi sadece üretildiği anda tüketilebilen faliyetlerdir.Ender durumlarda ne, nasıl ve kim için üretilecek sorularının halihazırda cevabı mevcuttur: Cuma gelinceye kadar Robinson Crusoe, kim için sorusunu ihmal edebilir.Normalde bir toplum, bu üç soruyu cevaplamak zorundadır.
Toplumun rolü vurgulanarak yapılan bir tanım, iktisatı, insan davranışını inceleyen ve açıklayan sosyal bilimlere dahil etmektedir.İktisat, üretim, mübadele, mal ve hizmetlerin kullanımına yönelik beşeri tutumları incelemekte ve açıklamaktadır. Toplumun en önemli iktisadi problemi, insanların büyük ölçüde sınırsız olan mal ve hizmet talebi ile bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan kıt kaynaklar(işgücü, makine ve hammadde) arasındaki çatışmayı uzlaştırmaktır.
İktisat, nasıl ve kim için sorularını cevaplandırmakla, kıt kaynakların, rekabet eden hak sahipleri arasında nasıl tahsis edildiğini açıklamaktadır.
İktisat, insan davranışı ile ilgilenir; bu nedenle biz onu bir bilim olarak tanımlarız. Bu da, iktisatın konusu değil, iktisatçıların problemi çözme yöntemlerini yansıtır.İktisatçılar insan davranışı konusunda teoriler geliştirerek onları gerçeklerle sınamaktadır.Bu iktisatın bireysel olarak insanları gözardı ettiği anlamına gelmemektedir.Ayrıca, iktisat sanat özelliğine sahiptir.Zira doğru sorunları analiz etmeleri iktisatçıların, insanların gerçekte nasıl davrandıklarıyla ilgili sezgi sahibi olmalarını gerektirir.

Dünyada 68 harekatını hazırlayan sebepler.

1968 yılı, tüm dünyada dengelerin alt-üst olduğu, siyasal ve ekonomik açmazların yarattığı tepkimenin sokaklara yansıdığı bir milattır. Prag sokaklarında özgürlük için tankların önüne yatan üniversitelilerden, Sorbonne Üniversitesi‘ni işgal eden işçi öğrenci ittifakına kadar milyonlarca insan baskıya ve onun çeşitli biçimlerine karşı tüm varlıklarını ortaya koyuyordu.
Sanayi ülkelerinin İkinci Paylaşım Savaşı‘nın ardından iki kutuplu ve baskıcı sistemlere mahkum edilen , dünya halkları , ekonomik ve sosyal buhranların yanı sıra maruz kaldıkları baskı, kovuşturma ve yeni paylaşım savaşlarının yarattığı yok edici etkiyi kırabilmek için sokakları özgürleştirmeye yelken açmıştı. Her ne kadar hoş bir ütopya gibi görünse de bu hayalin bedeli hayli ağırdı.
Fransa‘nın yıllar boyunca özgürlükçü hareketleri kan ve barutla bastırdığı Kuzey ve Orta Afrika ülkeleri;ABD‘nin Maoist Çin‘in etkisini kırabilmek amacıyla işgal ettiği Kamboçya ve Vietnam; İngiltere‘nin daha fazla güç ve kazanç amacıyla sömürüye maruz bıraktığı Ortadoğu, Arap yarımadası, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri; İspanyol,Portekiz,Belçika ve Hollanda‘nın sömürüsüne maruz kalan onlarca halk ve ülke, bu gidişe dur deme zamanının geldiğine inanıyordu.
Benzer biçimde Doğu Bloğu ülkeleri de artık statükocu bürokrasinin kök saldığı Sovyet yapısının aman vermeyen baskısından kurtulmanın çarelerini arıyordu.Yani, özgürlük konusu tüm dünyanın gündemindeydi.Küba‘da Ernesto Che Guevara ve Fidel Castro önderliğinde gerçekleşen Sosyalist devrim , Arap ülkelerinde iktidarı eline geçirenn Baas Partisi seksiyonları , Arnavutluk, Yugoslavya, birçok Asya ve Afrika ülkesi, Orta ve Güney Amerika çeşitli politik grupların devrimlerine ve ayaklanmlara tanık olıyordu.
Dünyanın bu bulanık hali, elbette Türkiye‘yi de etkiliyor, Marshall yardımları projesiyle Sovyetler Birliği ve Komünizm düşmanlığı propagandaları, faili meçhul cinayetler, toplu katliamlar, tutuklamalar ve bu faaliyetlere karşı çıkan halk kesimleri arasında amansız bir mücadele devam ediyordu.
İsmet İnönü‘nin iktidarı Adalet Partisi‘ne devrettiği yıllarda başlayan Amerikan yanlısı propaganda ve devlet kadrolarındaki Amerikancılaştırma faliyetleri tam hız devam ediyor, özgürlük ve eşitlik talepleri kesin bir şekilde baskı ve şiddetle yanıtlanıyordu.Tarihe ’6-7 Eylül Olayları‘ adıyla geçen ve İstanbul‘un Rum nufüsuna karşı organize edilen katliam ve linç provokasyonları, halkın içinde ekilmiş olan kin ve nefret tohumlarının en yalın ve ırkçılığa ilişkin göstergelerini oluşturmaktaydı.
ABD eliyle ve yerel hükümetlerin işbirliğiyle gerçekleştirilen bu ırkçılaştırma ve Kapitalistleştirme operasyonları, dönemin medyasının ve bürokratlarının da geniş bir desteğini almış, hatta kimi gazeteciler ve yazarlar Amerikan Büyükelçiliği tarafından maaşa bağlanmış durumdaydı.
Dönemi daha iyi anlayabilmek için işin tarihsel kısmının iyice analiz edilmesi gerekmektedir.Bugün bir kahraman ya da vatan haini olarak anılan birçok insan, tüm dünyayı sarsan bu küresel krizler çağında tarih sahnesine inmişlerdir.Dönemin en çok göze çarpan özelliği, kısa bir zaman zarfında tüm dünyaya yayılıveren anti-emperyalist ve anti-kapitalist tepkimedir.Bu tepkimenin ana dinamikleri savaş karşıtları, sınıf hareketleri ve özgürlükçü hareketler oluşturmaktaydı.
Büyük sanayi tekelleri, petrol şirketleri, maden şirketleri ve silah tüccarları tarafından desteklenen ve finanse edilen bu savaş ve mücadelelerin sonucu, kasalara giren daha fazla para ve ezilen, köleleştirilen veya yok edilen onlarca ülke ve halk olmuştur.Örneğin , Orta Afrika Cumhuriyetlerinden birisinde faliyet gösteren Fransız şirketleri, bir dönem iktidar sahibi askeri cuntayı desteklerken, bir süre sonra “Marksist” olduğunu iddia eden isyancı güçleri desteklemiş, bu güçlere silah yardımı yaparak iktidara taşımış ve daha önceki petrol anlaşmalarını yenileyerek kar marjını artırmıştır.
Dönem dönem değişiklikler gösteren bu gizli anlaşmalar ve oyunlarla tüm dünya kan gölüne çevrilmiştir.İktidar sahiplerinin ve uluslararası tekellerin bu kanlı oyunları elbette bir tepkiyi de beraberinde getirecekti Kaldırım Taşlarının Altında Kumsal Var! ve Güzellik Sokaktadır
sloganlarıyla sokakları ve kamu binalarını işgale yönelen binlerce insan, tüm Dünyayı kontrolü altına alan bu çılgınlığa bir dur demek için alanları doldurmaktaydı.
68 tepkimesi, genel bağlamda kapitalizmin ikinci Dünya Savaşı sonrası dönemde bir bütün olarak dünya ölçeğinde yarattığı sosyal ve ekonomik çelişkilerin dışavurumuydu. Dünya ölçeğinde milyonlarca işçi ve öğrenci bu toplumsal tepkimenin içinde yer aldı ve yaşanan süreç birçok ülkenin siyasal, toplumsal ve kültürel hayatında önemli değişikliklere sebep oldu.

Toplum bilimsel kuramlarda “toplumsal”ın direnişi.

Bryan Turner, klasik sosyolojinin temel kuramlarını ele alırken, Weber‘in sosyolojisini , Marx‘ın siyasal iktidar kuramını; Durkheim‘ın toplumsal ahlak, dayanışma ve entegrasyon üzerine kurulu sosyolojisini, faydacı (utilitarianism) iktisat kuramları ile, Simmel‘in para’nın sosyolojisi ile ilgili çalışmalarını da Marksist ekonomik indirgemeci modellerle bir entelektüel karşılaşma olarak okuyor. Parons‘ın sosyolojisinin ise özellikle

The Stucture of Social Action

(Toplumsal Eylemin Yapısı, 1937) düşünülürse, rasyonalist pozitivizmin eleştirisi olarak okunabileceği, pozivitist , rasyonalist iktidar teorisinin Hobbes tarafından tanımlanan toplumsal düzen meselesine cevap oluşturmakta yetersiz kaldığını ve Parsons‘ın kuramının bu sınırları dikkate aldığını savunuyor.(Turner, 1999: 278 – 79)

Bu okumalardan yararlanarak, “ekonomi”ye indirgenemeyecek bir “toplumsal alan”ın varlığını ortaya çıkarmaya çalışan ve bu alanı kurumsallaştırmaya yönelen analitik çabaları, sosyoloji alanındaki çağdaş kuramsal yaklaşımları da güdüleyen bir entelektüel arayış olarak görebiliriz.

Bryan Turner‘a göre, klasik sosyoloji, topluma ilişkin iktisadi kuramlara bir entelektüel tepki ve karşılık oluşturmak üzere ortaya çıktı. Klasik sosyolojinin toplumsal sınıflara ilişkin ilk kuramsal formülasyonları; toplumsal değişmeye ilişkin kuramların geliştirilmesi;kültürel fenomenlerle ilgili anlayışlar, iktisadi kuramların sınırlarını ortaya çıkaran tepkilerdi.Sosyoloji , marjinal fayda kuramını insan motivasyonunun yeterli bir açıklaması ve değerin yeterli bir ölçütü olarak reddetti.Örneğini, dinle ilgili ilk çalışmalar, din ve büyünün, faydacı rasyonelliğin yanlış bir versiyonunun temsil ettiklerini varsaymak yerine onları anlama çabasına girişti.(s. 1.).

Blogun amacı

Blogun amacı:

İnsana ve bilgiye dair okuduğum güzel ve ciddi yazıları diğer insanlar ile paylaşmak , eğer yazıda bahsi geçen konu hakkında konuşmak isterseniz , karşılıklı görüş alışverişinde bulunmaktır.